SELAM ARKADASLAR SITEMDE HOSCA VAKIT GECIRMENIZ DILEGIYLE...

Benim Gözlerim Göreceğini Gördü

  • 25/2/2008
( Çanakkale Savaşı’ndan) O gün Boğaz tabyaları arasında en çok işi gören ve en çok hasara uğrayan Mecidiye tabyası oldu. Cevat Paşa, tabyanın feci durumunu haber almış ve onları ziyaret için hareket etmişti. Tabyanın durumu hazindi. Yıkıntılar arasında dolaşırken bir ağacın altına uzanmış olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanına gidip:
-Ne var evlat? diye sordu.
Nefer hemen yerinden fırlayıp esas duruş vaziyetini aldı. Çünkü sesi tanımıştı. Ama gözleri başka tarafa bakıyordu.
Cevat Paşa:
- Gözlerine bir şey mi oldu oğlum, diye sordu.
O zaman nefer tok bir sesle:
-Üzülmeyin efendim, diye cevap verdi. Benim gözlerim göreceğini gördü.
Evet düşman gemilerine tam isabet kaydedilmiş ve Ocean destroyeri hareket edemez hale getirilmişti. Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu.

Bombacı Mehmed

  • 25/2/2008
Seddülbahir ve Conkbayırı’nın büyük kahramanlarından biri de Bombacı Mehmet Çavuş’tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca yakalar ve karşı tarafa fırlatırdı. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları birkaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş’un iadesini önlemek istemişlerdir. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş’un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı hastaneden tabur komutanına şöyle bir mektup yazmıştır:
“Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affediniz muhterem komutanım.

Lehistan ile Rusya Gönderilen Mektup

  • 25/2/2008
1677 yılında Osmanlılar aleyhine Rusya ile Lehistan gizli bir anlaşma yapmışlarsa da, Merzifonlu Paşa’nın bundan haberi olmuştu. Derhal hem Rusya’ya, ve hem de Lehistan’a aşağıdaki mektubu yazıp, kendilerini tehdit etti:
-Lehistan ile Rusya devletlerinin aleyhimizde birleşmekte olduğunu biliyoruz. Ancak bu birleşme bizi ürkütmemiştir. Allah’a hamdolsun ki, Osmanlı Devleti’nin kuvveti o kadar çoktur ki, değil Rusya ve Lehistan’ın birleşmesi 7 ve 9 kral birleştikleri halde, sakalımızdan bir tek kıl dahi koparmamışlardır.

Merzifon'lu Kara Mustafa'nın İdamı

  • 25/2/2008
Viyana’da mağlup olan Merzifonlu Belgrad’a gelmiş, padişahın kararını beklemekteydi. Neticede padişah Merzifonlu’nun kafasını getirmek üzere Ahmet Ağa’yı görevlendirdi. Ahmet Ağa, Belgrad’a geldi ve Merzifonlu’ya:
-Hünkarımız sizden emanet olan mühr-i hümayunu, sancak-ı şerifi ve müftah-ı kabeyi ister, dedi.
Merzifonlu istenilen şeyleri Ağa’ya teslim etti ve:
-Bize ölüm var mı Ahmet Ağa, diye sordu.
Ahmet Ağa da:
-Olmak gerek sultanım, diye cevap verdi.
Merzifonlu bu sözlerden sonra iki rekat namaz kıldı, odada bulunanları dışarı çıkardıktan sonra ilmeği eli ile boynuna geçirdi, Ahmet Ağa’ya:
-Hadi Ahmet Ağa, bizi dualarından eksik etme, işini bitir, dedi.
Celadlar iki yandan çektiler ve Merzifonlu’yu boğdular. Kesilen baş bir torbaya konulup Edirne’ye yollandı. Tarihi kaynaklara göre Merzifonlu’nun kesik başı Edirne Sarayı’nın önüne konduğu zaman, bir yıldırım isabet edip kafayı yakmıştır.

Biliyorum Çocuğum..Biliyorum Çocuğum..

  • 25/2/2008
Hatay sorununda Fransızların zorluk çıkardığı günlerdeydi. Atatürk, sofrasına çağırdığı Fransız Fevkalade Komiserine içini döküyordu.
-Hatay işi, benim kişisel davamdır. Beni üzüyorsunuz. Korkarım ki, beni meseleyi başka türlü halletmek zorunda bırakacaksınız.
Atatürk bu sözleri Türkçe olarak yüksek sesle söylüyor ve herkes dinliyordu. Hazır bulunanlardan Kazım Paşa da onun sözlerini Fransızca’ya çeviriyordu. Atatürk’ün “Beni Üzüyorsunuz” sözü salona yansır yansımaz arka sıralarda bulunan bir genç ayağa kalkarak:
-Atatürk! Üzülme arkanda biz varız, diye bağırdı.
Atatürk birden başını sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Kaşları kalkmış, ürkünç bir çehre almıştı. Salon birden derin bir sessizliğe gömüldü. Herkes Atatürk’ün gence sinirlendiğini sanıyordu. Oysa tam bu sırada gözlerini gence diken Atatürk, onun bu sözüne karşılık olarak:
-Biliyorum çocuğum, onu bildiğim için böyle konuşuyorum, diye karşılık verdi.

Koca Yusuf

  • 25/2/2008
Vaktiyle pehlivanlar pehlivanı, 100 ünlü Türk büyüğünün en iricesi Koca Yusuf'un namı sınırlarımızı aşmış yurtdışına ulaşmış. Aldığı davetler üzerine gitmediği Avrupa ülkesi kalmamış. Gittiği her yerde Almanı'ndan İskoç'una, Fransız'ından Rus'una devirmediği yoğurmadığı güreşçi kalmamış. Hatta İngilizlerin meşhur insan azmanı Edvard Allen'i 20 saniye içinde havada döndürüp minder dışına attığı hala anlatılır.

Avrupa'yı kasıp kavuran Koca Yusuf'un namı o zaman iyice uzak sayılan yeni dünya Amerikalara da ulaşmış. Koca Yusuf büyük bir gösteri maçı yapmak için New York'a davet edilmiş. Talihin garip oyunu, Koca Yusuf'un şanına yakışacak yolculuk için ilk seferini yapacak olan Titanik'ten bir yer ayarlanmış. Malum kaza hem Titanik'in hem Yusuf'un sonu olmuş. Ancak Cihan pehlivanının başına gelenler oldukça trajik. Dönemin en güçlü adamı olan Yusuf batan gemiden kolaylıkla kurtulup yüzmeye başlamış. En yakındaki filikaya yönelmiş. Fakat filikanin mürettebatı "Bu yigit bizi de filikayı da batırır, almayalım" diye tutturunca tayfalardan biri o sıra filikanın kenarına tutunan Koca Yusuf'un parmaklarını baltayla keserek filikadan ayırmış.

KONUNUN UZMANI DİYOR Kİ :

Koca Yusuf'un ölümüyle ilgi anlatılan öyküler Titanik efsanesiyle birleştirilmiş. Bilinen Koca Yusuf hikayesine göre; pehlivan Amerika'ya giderken değil gelirken bindiği geminin kaza yapması sonucu hayatını kaybetmiş. Filikaya tutunduğu kimine göre parmaklarına kimine göre bileğine vurulan balta darbesiyle tutunduğu filikadan kopartmışlardı Koca Yusuf'u. Diğer bir efsaneye göreyse: Koca Yusuf, tüm gösteri maçlarında kazandığı yüklü miktardaki altını her zaman yanıda taşırmış. Koca Yusuf servetini batan gemide bırakmaya gönlü varmadığı için hepsini kuşağına bağlamış ve denize atlar atlamaz külçe gibi okyanusun dibini boylamıştır.

Erzurumlu Teyyo Pehlivan

  • 25/2/2008
İngiltere Cumhurbaşkanı Atatürk’ü ziyarete gelmiş Ankara’ya. Erzurumlu Teyyo Pehlivan da tesadüf, Mustafa Kemal’in yanındaymış. Erzurum’un bi meselesi varmış, kentin ileri gelenleri çok rica etmiş, “Ata seni kırmaz, n’olur şunu bi hallediver” demişler, Teyyo Pehlivan da bu nedenle Gazi’ye gelmiş. Bi ara Atatürk’le İngiliz Cumhurbaşkanı satranç oynamaya karar vermiş. Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanı’na, “Oynayalım ama, yenersem bana ne vereceksin?” demiş. Bunun üzerine İngiliz, “Yenersen Kuzey İrlanda’yı sana veririm. Ben yenersem sen ne vereceksin?” demiş. Gazi biraz düşünmüş, “Eğer ben yenilirsem sana Doğu Anadolu’yu veririm” cevabını vermiş.
Bunu duyan Teyyo Pehlivan hemen itiraz ederek, “Oo, Paşam, bizim ev n’olacak o zaman?” diye sitem etmiş. Atatürk, “Doğru” demiş, “Doğu Anadolu’yu veririm ama Teyyo’nun evi hariç”. Bu kez itiraz sırası İngiltere Cumhurbaşkanı’na gelmiş, “Teyyo Pehlivan’ın evi yoksa ben Doğu Anadolu’yu ne yapayım” demiş ve satranç oynamaktan vazgeçmiş.

KONUNUN UZMANI DİYOR Kİ :

Hayatının son yıllarında da olsa ulusal şöhreti yakalamayı başaran Erzurumlu Teyyo Pehlivan -Gerçek adıyla Tayyip İde- bilindiği gibi, “masum” yalanlarıyla ünlü. 1998’in son ayında hayata veda eden Teyyo Pehlivan’ın kahvelerde insanları etrafına toplayarak anlattığı pek çok yalan daha şimdiden şehir efsanesi durumuna gelmiş bile. Emin olun, bi’kaç yıl sonra bunların masum yalanlar olduğu “unutularak” her biri kendi başına, yaşanmış birer hikaye gibi anlatılacak.

Küflü Türk Peyniri

  • 25/2/2008
Churchill ile İsmet İnönü'nün ünlü Adana buluşmasında, tarihin akışını değiştiren asıl olay, İnönü'nün Churchill'e kanmayıp Türkiye'yi savaşa sokmaması değilmiş. Bu görüşme sırasında, İnönü modern tıp dünyasına büyük bir yardımda bulunmuş.

İki lider buluştuklarında Churchill, İnönü'yü ikna etmek için elini kolunu sallayarak hararetle konuşuyormuş. Ancak İnönü kurt politikacı tabii, aslında karşısındakinin niyetini bildiğinden ve kararını çoktan verdiğinden pek de dinlemiyormuş. Öyle sağa sola bakarken Churchill'in elindeki lekelere gözü ilişmiş. Churchill'in ısrarlı konuşmasını durdurmak için bir ara "Sör, elerinizin durumunu beğenmedim. Hayrola?" deyivermiş. İngiliz: "Hiç sorma İsmet Paşam! Egzama oldum ve tedavisi de yok mendeburun" demiş.

İsmet Paşa konuyu usturubuyla değiştirmenin yolunu bulduğu için gülümsemiş ve demiş ki: "Sör Winston, sen bu işi oldu bil". Bundan sonra iki liderin görüşmesi egzamadan başlayıp geyiğe sarmış. Churchill de bir sonuç elde edemeden gerisin geriye dönmüş.

Görüşmeden sonra Ankara'ya dönen İsmet Paşa peynircibaşını çağırmış. Ustadan Churchill'e iki teneke küflü peynir yollamasını istemiş. Churchill'e gidecek pakete konması için bir de not yazmış. Notta "Azizim, ellerini bunla sabah akşam ov. İki güne bir şeyin kalmaz. İmza: İsmet İnönü" yazıyormuş. Churchill, Türkiye'den gelen paketi açınca dudak bükmüş önce, ama bir kaç gün sonra elleri iyiden kaşınmaya başlayınca İnönü'nün tavsiyesine uymuş. İki gün içinde ellerinde egzama megzama kalmamış. Churchill kalan bir tenekeyi hemmen labaratuara yollamış. Uzmanlar küflü Türk peynirinde acaip antibiyotikler keşfetmiş. Bugün egzema tedavisinde kullanılan kimi antibiyotikler İnönü'nün gönderdiği tenekede bulunanlarmış.

Look Mister

  • 25/2/2008
Devir Kore Savaşı günleri. Ne idüğü belirsiz bi savaşın içine müttefiklere hoş görüneceğiz diye dalmışız. Amarikalılar, "zaten bizim navy aslanları işi bitirir ama hadi Türkler de istiyor, hevesleri kırılmasın, gelsinler bari" diye hafiften burun kıvırarak karşılamışlar bizim hükümetin savaşa katılma kararını... Vaay, Coni'ye bak. Sen ne zaman adam oldun lan gavur! Sen önce tuvaletine taharat musluğu taktır, kıçındaki b.kla geziyosun...
İlk Türk birliği Kore'ye varmış, diğer müttefik askerlerle birlikte teftiş için sıraya dizilmiş. Bizimkiler tam da Amerikan askerlerinin yanındalarmış. Yalnız Mehmetçikler Amerikan ayılarının yanında biraz çelimsiz kalmış taabi. Amerikalıların komutanı bizim komutanın yanına gelmiş, alaycı bir tavırla, 'Siz bunlarla mı geldiniz Kore'de savaşmaya Hiç gelmeseniz de olurdu canım' diyerekten bizim askerlerden birini şöyle iki yanından sallamış. Askercik sendeleyip düşer gibi olmuş, arkadaşlarından biri tutmuş garibi. Türk komutan bütün sakinliğiyle "Bakın bayım" demiş, (Yani İngilizce olaraktan "look mister" demiş. Hem de herifin konuştuğu Kuzey Virginia aksanıyla söylemiş bunu) "Bu asker size saygısızlık olmasın diye öyle sarsıldı. İsterseniz şimdi tekrar deneyin. Aynı şeyi bir daha yapabilirseniz, biz tasımızı+tarağımızı toplayıp derhal ülkemize geri döneceğiz."

Amerikan komutanı alay eder vaziyette, o çelimsiz dediği Mehmetçiği yine sallamaya çalışmış. Ama çocuğu bir milim bile yerinden oynatamamış. Adam bütün gücüyle bir daha denemiş ama nafile. Amarikan komutanı anlamış taabi yanlışını. Hemen bizim komutanın elini sıkmış, bütün birliği de tek tek alınlarından öpmüş... "Zaten İngilizcenizin mükemmeliğinden anlamalıydım. Beni affedin" demiş.

Perçinci Efe

  • 25/2/2008
İzmir dağlarında dolaşan bir efe varmış. Çok mert, namuslu bir adammış. Bi tek kötü özelliği varmış: Bu adamcağız çok sık susar, susadığı zaman da gözü başka bi'şey görmezmiş. Günlerden bi gün efemiz dağlarda gezerken yine susamış. İçecek bi'şeyler ararken, sağdığı sütleri pazara satmak için götüren bir köylüye rastlamış.

Köylüye, "Yanında içecek bir şey var mı?" diye sormuş. Bizim zavallı köylü az önce matarasındaki son damla suyu içtiğini söylemiş. Bunun üzerine, "Güğümde ne var?" diye sormuş efe. "Süt" cevabına çok sevinmiş. Fakat ne yaptılar ne ettilerse bi türlü güğümün kapağını açamamışlar. Efe köylüye, "Açıl bakalım hele biraz" demiş. Tüfeğini doğrultup güğüme nişan almış. Öyle bi atış yapmış ki, güğümün sadece bi tarafını delmiş. E diğer tarafı da delecek olsa güğümü taşıyan eşek yaralanırmış. Efe açılan delikten kana kana süt içip sussuzluğunu gidermiş.

Bizim köylü akan sütü nasıl durduracağını bilememiş. Ne tıkadıysa süt akmaya devam ediyormuş. Efe bir müddet köylüyü izlemiş; sonra bi kez daha gök gürültüsü gibi sesiyle köylüye seslenmiş: "Hele bir kez daha çekil bakalım!" Köylü kenara çekilince efe nişan almış ve bi kez daha marifetini göstermiş: Az önce açtığı deliği tek kurşunla kapatmış. Ama kapatmak ne kelime, kurşun güğümün üzerinde resmen perçin olmuş. Köylü mutlu, efe gururlu, ayrı ayrı yönlere devam etmişler. Bu olaydan sonra efenin namı "Perçinci Efe" olarak yürümüş.

<-Önceki::Sonraki->


GOOGLE SITE

Online E-Devlet Hizmetleri
TC Kimlik No
Vergi Kimlik No
SSK Hizmet Dökümü
İnternet Vergi Dairesi
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Telefon Rehberi
ÖSYM Sınav Sonuçları
ÖSYM Sınav Sonuçları
ÖSS Sonuçları
KPSS Sonuçları
KPDS Sonuçları
LES Sonuçları
TUS Sonuçları
ÜDS Sonuçları
ALS Sonuçları
DGS Sonuçları
Diğer Sınav Sonuçları
ÖSYM Sınav Takvimi
E-Devlet Linkleri:
Devletim.com
Online Hizmetler
Milli Eğitim Bakanlığı
Üniversiteler
Sağlık Bakanlığı
Emeklilik Hizmetleri
Hukuk ve Adalet
Emniyet Hizmetleri
Ekonomik ve Mali İşler
İş ve Eleman Arama
Genel Devlet Kurumları
Bakanlıklar
Valilikler
Belediyeler
Kaymakamlıklar
Siyasi Partiler
Silahlı Kuvvetler
Sivil Toplum
Engelli Sayfaları
Elçilik - Konsolosluklar
Avrupa Birliği
K.K.T.C.
Turizm
Tatil ve Gezi Rehberi
Deprem Linkleri
Haber Kaynakları

Google Adsense İle Web Sitenizden Para Kazanın!

sitene ekle

Ziyaretçi Selamlama




IP adresi

http://adminege.cx.tr

Türkçe Kelime
Türk Dil Kurumu Tabanli Arama Yapilmaktadir.